BİR KURGUSAL PENTİMENTO TEKNİĞİ OLARAK VİLDAN IŞIK RESİMLERİ
Ekrem KAHRAMAN tarafından kaleme alınan bu yazı, Vildan IŞIK’ın 2011 yılında Ankara’da açılan Kurgusal Pentimento isimli kişisel sergisinin katalog yazısıdır.
Bazı sanatçılar resimlerini arka arkasına, üst üste gerçekleştirdikleri bir dizi çalışmayla kurarlar. Sanatçının resim yüzeyine sürdüğü/koyduğu boya katmanları yüzeyde üst üste dizilir. Bu işlem bazen bir altta sürülen kurumadan bazen de kuruduktan sonra alttakilerin üzerine bindirilerek devam eder. Bazen boya yüklemek yerine üstteki katmanlar kazınarak alttakilerin bazı detayları kısmen çıkarılır, bazen de boya transparan olarak sürülerek alttaki belli belirsiz görünür kılınır. Yani bir bakıma resim arka arkasına gelişip derinleşen imge/doku/renk vb arayışları arasında ilerleyerek üst üste dizili anlar, boya katmanları ve buluşlar, keşfedişler üzerine adım adım inşa edilir. Sanatçının kendisi bile çoğu kez bu resimsel sonuca doğru yol aldıkça aslında nerelerden geçip de oraya geldiğine dair koordinatları bir süre sonra takip edemez hale gelir.
Tıpkı yaşam gibi…
Hatırlayalım: yaşam da yaşanmış ya da yaşanmamış üst üste kurulmuş bir dizi karmaşık düşsel ya da gerçek yaşam katmanlarından oluşur. Yani bir bakıma bir insanın yaşamı yaşadığı yıllar boyunca oluşanların toplamıdır. Peki yaşananların hangisi hayal, hangisi gerçektir? Bu çoğu kez bir süre sonra yaşayan için bile karıştırılır hale gelir ve yaşamın bizzat kendisi olarak algılanır. Çünkü yaşam dediğimiz şey sonuçta birbiri üzerine bindirilmiş zaman dilimlerinden, asıl o sanılan kişisel tecrübelerden, arzulardan, acıtıcı sanrılardan, yanılgılardan, hayal kırıklıklarından ya da mutluluklardan bir kuledir gerçekte. İşin tuhafı çoğu kez bu durumun da, o sırada neyin önce neyin sonra yaşandığının da pek bir önemi yoktur. Bazen son yaşam anlarının heyecanına aşırı kapılmayı mutluluk sayarız, bazen de o andan çok geçmişte yaşanmış/kalmış ya da yarım kalmış bir anın hayıflanmasıyla, zevkiyle sallanır dururuz. Bazen de pişmanlık, nadim olma, nostalji duyumları o sırada yaşanıyor olandan çok daha öne çıkar. Öyle bir an gelir ki geçmişte kalmış sıradan sanılan bir an, imge, gerçek durum o an en önemli yaşam tecrübesi olarak yücelip yeni ve unutulmaz bir hatıraya dönüşür.
Diri insan duyarlığı/bilinci çoğu kez karşılaştığı bir renk, doku, tavır ile harekete geçer ve kendini gerçekleştirerek karşılık kurmaya, doyuma ulaşmaya girişir. Bazen derin bir iç sezgiyle bir türlü gerçekleşmemiş geçmiş anlar/durumlar arasından bazılarını birden belleğin tarlasından kazıyıp çıkarır ve bilincimizde özel bir yere koyarak sanal bir gerçeklik kurar. Böylece tıpkı toplumsal yapı gibi kişisel yapı da aslında kendince kendi yaşam malzemeleri arasından seçmiş olduklarıyla alabildiğine kişisel bir gelenek kurar. Eğer bu kişilik bir sanatçı ise kurulan gelenek zaman içerisinde sanatçı kimlikte de dilsel/imgesel başka bir gelenek haline dönüşür. Sanat/yorum alanında karşımıza sanatsal dil/üslup olarak ifade edilen de zaten bu dilsel gelenekten başka bir şey değildir. Vildan IŞIK resimlerinin dilsel/kavramsal imgeleri ve üslubu da, işte böyle üst üste oturtulup kurulmuş, sonra yeniden yeniden altta/geçmişte/öncede kalmış değerlerin yeniden aranıp bulunması bağlamları kurularak oluşturulmuştur. Yani resimler bir tür bilinçli kurgusal pentimento tekniği uygulanarak kurulmuştur. Sanatçının atölyesine kendisinden habersiz gizlice girip görünmez olalım ve onu omuzlarının arkasından ya da tepeden bir yerlerden görünmeden gizlice dikizleyelim: Onu önce atölyesinin alabildiğine mahrem düzeni/düzensizliği arasında bize anlamsız gelebilecek bir dizi kararsız, tedirgin, heyecanlı davranış (dolaşım) ritüelleri arasında görürüz. Sonra birden ani ya da ürkek bir davranışla bir/birkaç tuvali alıp yere koyuşunu, bazı tuvallerin yönlerini değiştirdiğini ve önündeki yüzeylere rasgele seçtiği boyalardan sürmeye başladığını fark ederiz. Eğer dikkatlice bakarsak bir süre sonra da giderek bir resimsel mantık içerisine girdiğini gözlemleyebiliriz. Çünkü artık sanatçının yüzeye sürdüğü boyanın yoğunluğunu, rengini, tonunu tartmaya, dengelemeye başladığını, boya kitlelerini belli belirsiz kişisel, soyut yüzeylere/atmosferlere dönüştürmeye giriştiğine tanık oluruz. Yüzeyde oluşturulan resimsel soyut formlar yer yer figüratif (kadın, balık vb) imgelerine geçiş yapmaya başlamıştır. Bu noktada sanatçı yeniden bir kararsızlığa, tereddüde düşmüş gibidir. Yüzeyde o ana kadar belirenlerden bazılarını birden kapatır, bıraktıklarından bazılarının ise bazı yerlerini yeniden düzenler ya da tümüyle bozar.
Sanılanın aksine çoğu sanatçı çalışmasını resme başladığı niyetinin –çoğu kez belirli bir şeyler olsa/olmasa bile- peşinde olmaktan çok ancak yeni bir yapma mecrasına girdiğinden ötürü sürdürebilir. Peki sanatçı gerçekte neyin peşindedir? Ne yapmaya çalışmaktadır? O an sürüyor olduğu boyayı, rengi, dokuyu biraz sonra niye, hangi mantıkla yok etmektedir? Ya biraz sonra da neden hemen o özenle kurmuş olduğundan kolayca vazgeçmekte ve çoğu yaptığını niçin hemen kapatmaktadır? Böyle böyle bir dizi yapma/bozma/kapatma/yeniden boyama vb eyleminden sonra kazıyarak ya da yeniden benzer girişimleri tekrarlayarak ne yapmaya çalışmaktadır? Aslında bizlerin de, kendisinin de elindeki fırçanın ya da başka bir sürme aracının bilmediği(mi?) aradığı nedir ve bizlere ısrarla göstermeye /söylemeye çalıştığı şey hangisidir gerçekte?
Vildan IŞIK’a göre ne hayatta, ne sanatta her türlü olguda hiçbir şey salt göründüğünden ibaret değildir. İçinde/arkasında/altında onun asıl özünü oluşturan/var eden/ ortaya çıkışını hazırlayan başka başka bağlantılı ögeler söz konusudur. Her var eden/olan görünende üst üste katmanlar oluşmuştur. Bir önceki sonrakinde, sonraki bir öncekinde belirir ve süreç içerisinde anlar, formlar, dokular renkler iç içe geçer. Çünkü ne iddia ederse etsin yeni içerisinde daima eskiden bir şeyler barındırır. Bunu ise ancak belli tecrübeler yaşamış olgun bir bilinç kavrayabilir. Ne var ki görünenle birlikte ardında yatanı, gerisinde duranı da görmek gerekmektedir. Yoksa her görme eksik kalacak ya da durumu yeterince kavrayamayacaktır. Bu yüzden de her resimsel form –soyut bile olsa- daima geçmişten gelen yaşamsal izler/birikimler taşır. Zaten bu formu yaşamsal kılan ve bizlere bir imge olarak yansıtan gerçeklik de buradan gelir. Çünkü hiçbir şeyin yaşamdan, yapandan, izleyenden kopuk soyut ve tek bir anlamı yoktur. Oluşturduğumuz, seçtiğimiz, baktığımız, gördüğümüz her şeyde bir ‘anlam çokluğu’ vardır. Hayat düzenli ya da düzensiz/karmaşık, anlamlı ya da anlamsız ama mutlaka çokluğa sahip katmanlı bir yapıdır. Bu katmanlı yapı, yaşıyor olduğumuz coğrafya/Anadolu’da da aynen söz konusudur. Anadolu da –tıpkı resimsel bir kurgu gibi- tarihsel süreç içerisinde bir dizi farklı niyetli kültürel tecrübelerin üst üste birikmiş, birbiri içerisine girmiş katmanlardan oluşmuştur. Bu yüzden de bu coğrafyanın neresi kazılırsa kazınsın altından/arasından/sağından/solundan ötekilerin katmanlarıyla karşılaşılır. Bu başta bizim sanatçılarımız olmak üzere bütün dünya için büyülü ve olanaklı bir deneyimdir. Zaten Anadolu’da yaşıyor olmak ve bu topraklardan/kültürlerden beslenerek sanat yapmak, başlı başına bu büyü nedeniyle bile olanaklı doğal bir atölye konumundadır.
Vildan IŞIK tam da düşündüğü gibi sanat yapmakta, bu kültürel evrensel atölyenin katmanları arasında devinip durmakta resimlerini de buranın büyülü atmosferinde kurmaktadır. Bu yüzden onun resimlerine bakarken bu kültürlerin izlerine, ilhamına dikkat etmek gerekir.

Yorumlar
Yorum Gönder